1.09.2016
ZELÂZİL
Zeus düştü;
düştü
Zeus’tan parçalar ayrık
adından azat edilmiş kumlar
ses değmemiş fırtına gömleği,
sâyesine saklanmış
emvâcından yalıtılmış aheste.
biter
yalnızca Zeus değil,
olmuş,
olacak,
var olan.
5.11.2015
TAKSİM ŞERHİ
Durdurulamayanın kudretinden sual olunmaz
erişilmez bir yaranın geriye akan vaktinden susuzluğa
ve elbette anımsanması hayli güçtür
beyhude bir sürdürülme çabasının sonunun.
ben böyle bilirim;
bir dağın ışımasından ayrılmaz göz,
düştükçe yollara, sürüldükçe yerlere..
artık bir tebessüm anının sürekli tekrarından ibarettir,
bir yapımın güncesi; nasıl isterdiniz?
erişilmez bir yaranın geriye akan vaktinden susuzluğa
ve elbette anımsanması hayli güçtür
beyhude bir sürdürülme çabasının sonunun.
ben böyle bilirim;
bir dağın ışımasından ayrılmaz göz,
düştükçe yollara, sürüldükçe yerlere..
artık bir tebessüm anının sürekli tekrarından ibarettir,
bir yapımın güncesi; nasıl isterdiniz?
Kartonlarla bezenmiştir,
gülü kurutur her yaşında
bakılmadan kalan;
garipsenmiş bir hayatın direnci
yadırgamaz
kendinden dışarı yönelen sıcaklıkları.
gülü kurutur her yaşında
bakılmadan kalan;
garipsenmiş bir hayatın direnci
yadırgamaz
kendinden dışarı yönelen sıcaklıkları.
Hüznüdür okunmamış bir sayfanın gece sonlarında,
birlikteliğin limon ağacına sirayet eden her marazi bütünlük.
reddeder de kendini, kendi sessizliğini
ve bakmanın iliklerine kadar işler.
yansıyan bir sözcüğün yazılışından
sıyıramadan henüz yakasını
bir aynanın ikinci yüzüne dadanır.
birlikteliğin limon ağacına sirayet eden her marazi bütünlük.
reddeder de kendini, kendi sessizliğini
ve bakmanın iliklerine kadar işler.
yansıyan bir sözcüğün yazılışından
sıyıramadan henüz yakasını
bir aynanın ikinci yüzüne dadanır.
-Ne isterdiniz?
-yolculuk; cesaretle, bahsedilemeyenle bezenmiş
bakmalar gibi.
Baki Karakaya
-yolculuk; cesaretle, bahsedilemeyenle bezenmiş
bakmalar gibi.
Baki Karakaya
3.03.2015
RA'D
bozuluş
ve oluş öncesinde bir zaman,
mücerret bir bulunma hali bu olan.
keyifsiz bir dudak aralığı, sözcük pejmürdeliği,
boğa üstünde oturmuş
salınan söylen;
yer değiştirmeye amade.
geçip gidecekti
her yolculuk zamana ait;
yalan olur ya da olmaz
söylense bir hassaslığın açık seçik görünürlüğü
olsa olsa buradadır, göz ve tinin ekseriyetle uzlaşmaz oluşundan düşen.
ve yanmanın
herhangi bir halinden daha muğlak olmayacak şekilde
kıvrılmış gök kubbenin bir kenarında
ayrım yaparak geçen hayatların duyumsamazlığının tezahüre gelmemiş tesellisi.
bozuluş…
temas edilmemiş yarımlık gibi durur köşede
suskun bir adamın açıklığıdır.
yukarıda olmak içselleştirmeye imkân verir,
hasreti ve bir takım yakın-uzaklık sarmallarını;
ondan olsa gerek
iç çektirir değmenin her ardılı
güldürürken bir yandan.
Baki Karakaya
ve oluş öncesinde bir zaman,
mücerret bir bulunma hali bu olan.
keyifsiz bir dudak aralığı, sözcük pejmürdeliği,
boğa üstünde oturmuş
salınan söylen;
yer değiştirmeye amade.
geçip gidecekti
her yolculuk zamana ait;
yalan olur ya da olmaz
söylense bir hassaslığın açık seçik görünürlüğü
olsa olsa buradadır, göz ve tinin ekseriyetle uzlaşmaz oluşundan düşen.
ve yanmanın
herhangi bir halinden daha muğlak olmayacak şekilde
kıvrılmış gök kubbenin bir kenarında
ayrım yaparak geçen hayatların duyumsamazlığının tezahüre gelmemiş tesellisi.
bozuluş…
temas edilmemiş yarımlık gibi durur köşede
suskun bir adamın açıklığıdır.
yukarıda olmak içselleştirmeye imkân verir,
hasreti ve bir takım yakın-uzaklık sarmallarını;
ondan olsa gerek
iç çektirir değmenin her ardılı
güldürürken bir yandan.
Baki Karakaya
12.13.2014
ZÜLFÜNDEN PEK
Aşağı
geceden koptu el
bağ oldu.
dağlar artık,
dağlar, dağlarda olanlar
altından kefen olsa yine de güç
uzamsallıktan yoksun zamana yüzmek.
zülfünden pek
teşmilinden, durmaktan ırak
kaydından bihaber
bir yüz bir şiddet,
hangisini alırdınız
düşme biçimlerinden.
geceden koptu el
bağ oldu.
dağlar artık,
dağlar, dağlarda olanlar
altından kefen olsa yine de güç
uzamsallıktan yoksun zamana yüzmek.
zülfünden pek
teşmilinden, durmaktan ırak
kaydından bihaber
bir yüz bir şiddet,
hangisini alırdınız
düşme biçimlerinden.
Bir yazı gibi, yazıdan ırak
dağlar
bir adımdan daha az.
sözcükler israf olmaz mıdır,
olmayan mıdır.
kapandıkça
kapatıldıkça
kapılara takıldıkça
işte bir gün yine,
ivedi ateşlerle
çıkıp durmak açıklıklara.
biçimsiz, hitapsız.
baki karakaya
10.20.2014
HAR
-“Bazıları
dönmedi.”
Yağmur
dışarıda, içinde bulunulan dışarıda... Parçalanmış insanlığının haysiyetinden.
Örülen duvarlara ağıtlar yakılmış, geceler yaşanmış. Estetik değil de nedir,
soluksuzluk anlarının sefil bölünürlüğü… Güzellikler tanımlanmamış mıdır? Tanımlanmasın.
Çeviren kuvvet varlığını kurtaramasın. Oradan bir çıkış, bir kaçış, gidiş yolu
olsa… Düzenli seyirden kaçmanın sekteye uğraması mefhumundan şüphe etmek ne
mümkün! Meftun olan, yağmura direnmekten yorulmuş olabilir mi? Her yağmurun
çevrilene, kapatılana yağdığı bir diyarda olmaktan muzdarip kılınmış. Ne yapılsa
bu kapatılanın içinde gerçekleşmek bilmeyen, yine de kaybolmayan bir alamet
gibi dönüp duran hüzün? Topraktan çıkmayan meçhul bir tohumun sınırlarında
beliren kaygıdan uzakta olmayan bu hüzün… Kapatılanın sınırlarında gezen
botların da sebeplerden biri olduğu; zor kullanılarak gülünç olana yöneltilmesi
planlanan; kabul görmemiş; suspus olmuş; acıyla, ayrılıkla, hasretle,
fırlatılmışlıkla yoğrulmuş bir hüzün silsilesi…
Topraktan
başladı: ağaç, kutsal, çoğulluk, değişkenlik, deniz, gökyüzü, yaşanan; ve yine
topraktan başladı ki: işgal, kin, nefret, hınç, gayz, öç, gurbet, hüzün…
Buradan bir adım atılamadı, herhangi bir tarafa. İklim değişmedi hiç. Aynı hep;
olan, bulunan, endişesini damarlarında gizleyen, terk edilen, çevrilen, günden
güne eriyen aynı. Her şeyin bir tarihi çıkarıldığı gibi bunun da tarihi süzüldü
aheste. Aşırılıklar törpülendi; ‘geleceğe emin adımlarla yürüyen’ sınırlar
demeti, avuçlarını isimsiz, anlamsız, koyu yazılmış metinlerle doldurdu:
emirler masa boyundan.
Dayatılan
emir, istek, saplantı, ilhak, hasret, nitekim hüzün bir yerde… çöllere dönmüş
toprak. Şimdi olmayanlar nerelere gittiler? Neyin yolunda gözden kayboldular?
Evrak, dağı çöl edebilir, yakabilir, madun bir seviyeyi onun tepelerinden
birinin ruh-i haletinde nüks ettirebilir; ama onu dümdüz bir ovaya çeviremez.
Göğe doğru uzanan kollarını durduramaz, gökte yankılanan titreyişini
dindiremez.
Kapatılma:
her nevi çevrilmenin son kıstası, tamamlayıcısı, bütünleyici gücü bir anlamda
da; elbette kendisinin sürekliliğini garanti edecek bir umumiyeti de
beraberinde getirecektir. Aynı zamanda bu, olayın yarattığı kırılmayı yok
etmektir. Kırılma en anlamsız biçimini umumi hale getirilerek,
olağanlaştırılarak edinir. Kapatılma durumunda ve konumunda filizlenen
kırılmanın genelleştirilmesi, olası, sıradan olarak lanse edilmesi, olayın
yarattığı değişme imkanının yok sayılması anlamına gelir. Olayın özerkliğini ve
yeniye dair kıvılcımın bir parçası olması kanısını yok edecek olan körlük ancak
ve ancak onun sağladığı hareket alanını görmemekle açığa çıkar. Olayın kurtarıcılığı,
onun atmosferini paylaşanların değerlendirmesine kenetlenmiş, derinlemesine bir
süreç olarak kendisini açığa çıkarır. Olay, yeni bir açıklık ve serbestî
yaratmaktadır.
Buna
karşılık kapatılmanın yoğunluğu, fiziksel kuşatılma olarak, sürekli bir şekilde
azalmaktadır. Nasıl ki cezalar iki yüzyıldan beri ağır bir şekilde bedeni
esaret altına almak suretiyle uygulanmıyorsa, daha çok kişilik haklarını,
ekonomik ve tinsel özerkliği boyunduruk altına almak durumundaysa; çevrilme de,
fiziksel olarak verilen zararın işlevsel olarak algılandığı ilkel biçiminden
uzaklaşmak koşuluyla, özerkliğe ve kendiliğe karşı yöneltilen bir tehdit olarak
varlığını sürdürmektedir.* Burada, mümkün sınırlar dâhilinde, çevrilenin
kendisiyle yüzleşmesi konusunda zorunluluk teşkil eden bir sorun ortaya çıkar.
Söz konusu sorun, olayın ortaya çıkmasının ve en nihayetinde politikleşmesinin
engellenmesine yönelik saldırının bir uzantısı olarak gerçekleşen yaklaşım
farklılığının karşısında ne tür bir tavır alınacağıdır. Olayın toplumsallığının
yarattığı alan çerçevesinde çözüm üretmenin imkansızlaştırılması, düğüm haline
getirilmesi, tıkanması doğrudan bir atak olarak değil, bilakis, bir dolaylama
süreci olarak belirir. Dolaylamanın dağıttığı, görevin bölünmesini içeren bu
aşama içsel bir hesaba dönüşür. Öyle ki, edimin indirgendiği bu yönelme,
kapatılanın gerek işlevsel gerekse içerik açısından boşaltılmasını sağlamak iddiası
üzerine temellenir. Bu bir araçsızlaştırma, ötekinin ivmesini kaybetmesine
neden olma atılımıdır aynı zamanda. Nasıl önüne geçilir bu bozulmanın? Bu
araçsallaştırmayı engellemek, dolaysız kapatılmayı korumak, sürdürmek manasına
geldiğinde bir anlam taşımaz. Bütüncül bir kalkışmanın dışındaki her hareket
kendi alanını meşgul eder, parçalar. Dolayısıyla alanın çeviren tarafından
eritilmeye çalışıldığı bir konumda, kalkışmayı sağlayacak hamleye yer açmak
adına olayın kapatılan tarafından baştan tasarlanması gerekir. Bu yaratma
cesareti, ‘olacağına giden, boğulmaya doğru yol alan’ olaylar silsilesinin
belirlenimini kapatılanın ellerine teslim edecektir. Kapatılmanın ağırlığı
üzerine düşünülebilir, ancak cesaret her zaman için olmak-olmamak uçlarından
yalnızca birine mensuptur. Cesaret, dengesizliktir; kapatılanın da denge
talimine ihtiyacı yoktur, kendini kapatan olarak tahayyül etmediği müddetçe.
Baki
Karakaya
7.06.2014
MODERNE İÇKİN GÜZELLEME
I.
'Bilemezsin' diyerek anımsatıyorlar
'Varlığı bir asrı bulmamış koca çınarızdır biz'
'Sen' diyorlar, 'daha hiç bayım diye seslenmemiş müsvedde'
'Neden akıp gitmiyorsun sanki tüm ikilemlerinle, eklemlerinle'
Ben, hala daha bir limonluk hırsızı
Şekil almayan arsızı yalnızca yuvasında görünür olmuş sancının
Yıkıldığında, heyhat,bir hazzın beyaza dönüşümü esenlik dolu mavilerden
Asırlık da olsa, günlük de; ziyansız suyun haricinde.
Hiç unutmam oysa / buranın en yerlisiydi gözlerin
bilemezsin demeksizin anımsatıverdi
İşte tam da budur İzlanda inayeti.
Unutmanın utancı çöksün üstüme istemem
Ben, daha doğumsuz bir sancının habercisiyim
Anımsıyorum, anımsıyor muyum ki,
Etten kemikten bir modernite temsiliydi yüzün
Yine de ben bakmalar sahibi değilimdir, yanılmıyorsam
Kavramıştım bir vakit, ancak bakılanlar ölür,
Kendiliğine kavuşamamak derdinden muzdarip olup.
II.
Böylece sürdürebilir misin tetkikini bir suyun berraklığından aşıp
Bir gün daha, bir güne daha; ki
Budur olsa olsa bir şehrin cinayeti.
Hatırlanır tarafından zannımca
Sınırlılığı bir yere aitliğin
Geçmemek, geçememek boşluktan avare
Zamana yayılan bir mahremiyet ekseni fikrinde.
Uçarıyız, inisiyatifsiz bir koşunun artakalanlarıyız her nefeste
Gündüzler hala basık
Bir yere doğmak için, varmış olmak adına,
Var olmaya
Sen gençtin, geçtin.
Ya bin yıllık İzlanda? Ya bin yıllık bedenim?
Sanıyorum ki teyit edilir tarafından,
Sınırların el sıkışmadığı hakikati.
'Bilemezsin' diyerek anımsatıyorlar
'Varlığı bir asrı bulmamış koca çınarızdır biz'
'Sen' diyorlar, 'daha hiç bayım diye seslenmemiş müsvedde'
'Neden akıp gitmiyorsun sanki tüm ikilemlerinle, eklemlerinle'
Ben, hala daha bir limonluk hırsızı
Şekil almayan arsızı yalnızca yuvasında görünür olmuş sancının
Yıkıldığında, heyhat,bir hazzın beyaza dönüşümü esenlik dolu mavilerden
Asırlık da olsa, günlük de; ziyansız suyun haricinde.
Hiç unutmam oysa / buranın en yerlisiydi gözlerin
bilemezsin demeksizin anımsatıverdi
İşte tam da budur İzlanda inayeti.
Unutmanın utancı çöksün üstüme istemem
Ben, daha doğumsuz bir sancının habercisiyim
Anımsıyorum, anımsıyor muyum ki,
Etten kemikten bir modernite temsiliydi yüzün
Yine de ben bakmalar sahibi değilimdir, yanılmıyorsam
Kavramıştım bir vakit, ancak bakılanlar ölür,
Kendiliğine kavuşamamak derdinden muzdarip olup.
II.
Böylece sürdürebilir misin tetkikini bir suyun berraklığından aşıp
Bir gün daha, bir güne daha; ki
Budur olsa olsa bir şehrin cinayeti.
Hatırlanır tarafından zannımca
Sınırlılığı bir yere aitliğin
Geçmemek, geçememek boşluktan avare
Zamana yayılan bir mahremiyet ekseni fikrinde.
Uçarıyız, inisiyatifsiz bir koşunun artakalanlarıyız her nefeste
Gündüzler hala basık
Bir yere doğmak için, varmış olmak adına,
Var olmaya
Sen gençtin, geçtin.
Ya bin yıllık İzlanda? Ya bin yıllık bedenim?
Sanıyorum ki teyit edilir tarafından,
Sınırların el sıkışmadığı hakikati.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)